Rastgele etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rastgele etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Temmuz 2017

Sen, ben, biz.


Kimin hayatınıza ne zaman, nasıl dokunacağını bilemiyorsunuz.  Bir farkındalık yoluna çıkmış iseniz, bazen durakta beklerken, bazen yemek arasında, bazen de rastgele uğradığınız bir yerde, bazen de satır aralarında denk geliyorsunuz bir cümleye, bir çift göze, sizin için yepyeni bir ruha… Adım atmaktan korkmaz, bakışlarınızı kaçırmaz iseniz, bilmediğiniz bir pencere açılıveriyor karşınıza… Gördüklerinizi, hissettiklerinizi yorumlamak, anlamak, sindirmek ise zaman alıveriyor bazen. Kapının altından sızan ışığı görüyorsunuz da onu açıp oradan ilerlemek için zaman vermeniz gerekebiliyor… Önemli değil; ne zaman, nasıl, kimin tarafından açıldığı o kapıların, o pencerelerin. Siz bir adım daha ilerlediniz mi; bir adım daha sadeleştiniz mi taşıdığınız yüklerden? Bir adım daha yaklaşabildiniz mi kendinize, ruhunuza? Bir adım daha kabul ettikçe kendinizi, bir adım daha yaklaştınız mı etrafınızdaki insanlara? Bir adım daha görebildiniz mi büyük resmi, sıyrılıp etiketlerinizden, size empoze edilenlerden, ben gerçekten kimim, neden buradayım dediniz mi? İçinizdeki sevgi çoğaldı mı? Çoğaldıkça içinizdeki ışık parlamaya, etrafınızı aydınlatmaya başladı mı? Başladıysa ne mutlu size. Ne mutlu bize. : )


"Ben senim, sen de bensin". Tenimiz, ırkımız, ruhumuz bambaşka olsa da ilişkiliyiz birbirimizle. Sen güzelleştikçe, güzelleşirim ben de. Sen benden öğrenirsin, ben senden. Yürümeye, kapıları aralamaya, pencereleri açık tutmaya devam edelim mi birlikte? Kim bilir, bu yolculukta daha neleri kucaklayacağız. Yolun nasıl şekil alacağını düşünmektense, gel sevgiyle, sadelikle, ekelim tohumlarımızı toprağa. Birlikte renklendirelim patikaları, büyüttüğümüz çiçeklerle. Birlikte sulayalım ektiğimiz tohumları. Bol bol gezelim, yakalım, yayalım ruhumuzun ışığını. Aldığımız yolların altındaki kategorilere takılmadan, deneyimlediklerimizle, gözlemlediklerimizle, paylaştıklarımızla, Dünya'mızı daha aydınlık bir yer haline getirmek  amacımız olsun. Ne dersin?

Sevgiyle,

Æ

31 Ocak 2014

Black&White

       Çok şükür sıcaklık mevsim normallerine dönmüş ve bizler tekrar kış havasını yaşamaya başlamışken, evinde oturup film izlemek isteyenlere bir kaç siyah beyaz film önerim var. Hoş, günümüz teknolojisinde renklilik ve netlik varken neden eskilere bakış atalım diyebilirsiniz. Çocukluk zamanlarımda ara ara televizyonda gösterilen Charlie Chaplin'in 1900lü yıllardan kalma siyah beyaz kısa filmlerinden mi, çocukluğumun Adana'sında yazlık bahçelerde gösterilen Belgin Doruk'lu türk filmlerinden midir bilinmez ama bana hep farklı gelmiştir bu soğuk renklerin, puslu ve nostaljik havası. Yine ondan mıdır bilinmez, 2011 yılında The Artist filmi  gösterime gireceği vakit, ilk defa büyük ekranda siyah beyaz film izleyeceğim için heyecanlanmıştım.

The Artist, 2011
          

22 Ocak 2014

O

Bugün onun doğum günü.

O doğmasaydı 22 ocak günü, bugün ben olmazdım.

Özgürlüğüne düşkün, bir kova kadını olmasaydı...
Koşmasaydı gençliğinde sokaklarda,
tırmanmasaydı ağaçlara erkek çocukları gibi...
Müziğin ritmine kapılıp, yerinde oturmasaydı...
Doğru bildiğinden ödün vermeyip;
yapılan haksızlıklara sessiz kalmasaydı...
İnsanlarla muhabbet etmek;
hal hatır sormak ruhuna işlemeseydi...
Her türlü eğitimimiz için ekonomisi yettiğince,
iyi hocaların peşinden koşuşturmasaydı...
Tüm stresimi, kaprislerimi sineye çekip;
asilikle yüzüne çarptığım kapıları sevgiyle açmasaydı...
Benimle üzülüp, benimle yemeden içmeden kesilmeseydi...
Şuraya gezi varmış dediğimde, benimle birlikte heyecanlanıp;
fırsatın varken git sonra zor olur diye cesaretlendirmeseydi...

12 Ocak 2014

Sevgilerin gücü adına!

Nasıl güzel uyandım ben bu sabah.

Meğer ihtiyacım olan tek şey buymuş: Sevgi.

Dün iliklerime kadar hissettim dostlarımın, ailemin ve arkadaşlarımın sevgisini.

10 Ocak 2014

Ne yapsam?

2014 yılbaşı yaklaşırken sevdiklerime ne yapsam diye düşünüyordum. Nereden esti bilmiyorum ama akıma birden keçeden yapılmış bardak altlıkları geldi. Yanına da takı mı yapsam dedim. Lisans yıllarımdan beri o işe girmemiştim. Derken alışveriş listemi belirledim ve bir cumartesi Eminönü'nün yolunu tuttum...

16 Aralık 2013

En Güzel Alışveriş-2

Yeni yıl heyecanı yavaş yavaş sarmaya başladı etrafımızı. Caddeler, sokaklar, dükkanlar, evler yine ışıl ışıl ve kırmızı rengin hakimiyetiyle sıcacık. Mağazalar hediyelik eşyalarla, vitrinler yılbaşı indirimleriyle dolu.

Peki siz yeni yıla son 15 gün kala, sevdikleriniz için sürprizlerinizi hazır ettiniz mi? Etmediyseniz, belki bir de LÖSEV'in LSV Dükkanına, TEGV'in ya da Çocuklar Gülsün Diye'nin alışveriş sitelerine bakmak istersiniz.

14 Aralık 2013

En Güzel Alışveriş

Geçtiğimiz hafta içi ekşi sözlükte bir yazı okumuştum "iş hayatı" başlığı altında. İlkokul, ortaokul, lise, üniversite iş hayatı derken hepsi bu mu diye sorgulayan. Hadi bulduk istediğimiz gibi zar zor bir iş, bari "mobbing" olmasaydı diye isyan eden. Maalesef, özel sektör ya de devlet sektörü olsun, bir çoğumuzun baş etmek zorunda olduğu büyük bir sıkıntı, bu durum. İşinizden ayrılın, işsizlik güzel diyemem tabi ki, bunu deneyimlemek size kalmış ama paylaşma sevgisini daha çok tadarak, hayatı iş odaklıdan çok, insan odaklıya dönüştürmenizi önerebilirim. 

Nasıl mı? Çok basit: Gönüllü olun!

12 Aralık 2013

İki Mandalinalı Günler

Ansızın nefessiz kalmak gibi bir gerçeğin olduğu şu hayatta neden üzülür ki insan? ama üzülüyor işte, doğasında var. O kadar üzülüyor ki bir günü yalnız iki mandalina yiyerek geçiriyor; tuhaf değil mi?


17 Kasım 2013

2013 Avrasya Maratonu

Yeni adıyla İstanbul Maratonu...

Bu sabah İstanbul'da insanlar ikiye ayrılmıştı desek yalan olmazdı sanırım: ALES'çiler ve maratoncular. Birileri için zaman durdu, diğerleri için de trafik. Trafiğin durması tabi birinin işine gelmedi, zamanı zihnen harcadı, diğeri ise bedenen. İkisinin neden aynı güne denk geldiğini ise kimse bilemedi; maraton için neden kasım ayının seçildiğinin bilinmemesi gibi. Birisi için sessizlik dilendi, diğeri için "..evli, mutlu, çocuklu.." ile start verildi. Aslını isterseniz, bu yıl ALES'çi olmadığım için nasıl bir sınav yaşandı bilemiyorum, lakin İstanbul Maraton'unu güzel bir etkinlikti. 



15 Kasım 2013

Kasım Yıldönümleri

Hayatta iki tür insana imrenirim: bir yaşarken birbirlerinin kıymetini bilenler, bir de öldükten sonra yeryüzündekilere bir şeyler bırakabilenler.

11 Kasım 2013

My name is Khan

"İnsanlar iki türlüdür;
          -iyi insanlar
         -kötü insanlar"

Filmin ana karakteri Khan (Shahrukh Khan)'ın annesinin çocukken Khan'a benimsettiği nadide söz.

6 Kasım 2013

Taare Zameen Par

Like stars on earth. / Her çocuk özeldir.

Her anne babanın, her anne baba olmak isteyenin, her öğretmenin, her ablanın her kardeşin, her dayının halanın, amcanın ve teyzenin, kısacası herkesin mutlaka izlemesi gereken bir film izledim geçtiğimiz bayram tatilinde: Taare Zameen Par (Like stars on earth). Dilimize çevirilmiş hali ile, "Yerdeki yıldızlar/ Her çocuk özeldir". 2007 Hint yapımına ait olan bu film, derslerinde ve aile ilişkilerinde problem yaşayan 8 yaşındaki Ishaan'ın, resim öğretmeni Nikumbh (Aamir Khan)'ın bakışlarıyla aydınlanan dünyasını anlatıyor.


                                              

23 Ağustos 2013

Hepsi küçük şeyler

Kaç saniyeydi hatırlamıyorum. 4? 5? belki de daha fazla... Tecrübe edenler, bir ömür gibi geldi derler ya, doğruymuş. Çırpınıyorum sokağın ortasında, ama nafile. Duyduğum tek şey kendi hırıltım... Gördüğüm tek şey boşluk... Daha önce hiç bu kadar yanıma gelmemişti ölüm kokusu. Deniyorum havayı ciğerlerime çekmeyi ama başaramıyorum. Olmuyor işte. Nefes almak istiyorum, sadece nefes... ama alamıyorum.

30 Temmuz 2013

fış fış kayıkçı...kayıkçının küreği...


İnsan kendi sandalında sakince yol almaya çalışırken, bir bakmış ansızın, gökten hoppala koskoca bir taş düşmüş sandalının içine. Önce bir şok hali, taşla tepkisiz bir bakışma… sonra baktı tekne su alıyor, su aldıkça batıyor, panik hali tutunur durur taşa; çıplak elle, küreğiyle; tepinir durur var gücüyle, belki taşı yerinden oynatır da çıkarabilir sandalından diye… lakin yetmez gücü, onu aşar bu. N'apsın; sarılır haliyle ümitsizliğe... söylense sitem etse kime ki zaten, taş düşmüş bir kere gökten… yağmursuz, bulutsuz havada... hoş, zaten ne alaka, taş bu; taş düşer mi ki gökten? Oluyormuş demek işte, sorgulamamak lazım şimdi lakin.

17 Mart 2013

Onlar...iyi ki varlar!

İnsan'ın en az bir dostu olabilmeli.

Ses tonundan nasıl olduğunu anlayabilen, "nerdesin? yalnız mısın? geliyorum" diyebilen.


23 Şubat 2013

İç sıkıcı bir cumartesi

Son zamanlardaki uykusuzluklarımın patlamasını, bu cumartesi öğle geç saatlerde uyanarak acısını çıkardığım ve şu saate kadar da Friends izlemek ve günün haberleri okumak dışında pek bir şey yapmadığım, kısacası kayıp bir cumartesi... İstanbul da bugün benim gibi gri bulutların ardına saklanmış sanki... İsteğe bağlı arada dinlenmek, zihni boşaltmak bir çeşit ihtiyaç elbette ama istemsizce olduğunda büyük bir kayıp ne yazık ki... bir de bunların hepsini, farkında olarak yaşamak var ki o daha büyük bir kayıp. Hele ki önünüzde az zamanı kalmış bir maratonun uzun yapılacaklar listesi, yanında yine zorunlu olarak ötesine ertelenmiş hayaller varsa. Masamda kahvem, fonumda Canon in D ve başucumda dün akşam kitapçıda karşıma çıkan Tanrılar Okulu.